• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tarikkubilayaktas/
  • https://twitter.com/Aktas_Kubilay

Hayat Nedir?

Hayat, bir elmayı dalından kopartıp yemektir. “Hadi canım!” der zihin. Evet, hayat gökyüzüne bakıp bulutları izlemektir. “Bunca şey bunun için mi, biz bunun için mi buradayız peki?” Evet. Basitçe evet. Çünkü hayat o an ne yapıyorsanız odur. Bunu deneyimlemek için buradayız. Cenab-ı Hakk’ın bir memuru olarak tatmak, deneyimlemek ve şükretmek için dünya misafirhanesindeyiz.
Tadına bakılan şeyler fark edilir; tüketilen, bitirilen şeyler değil. Acıkmadan yediğin öğünlerde tadarak, şükrettin mi; yoksa tükettin mi? Şükretmek, ondaki lezzeti, değeri fark ederek keyif hissetmendir, o an hayat senin için neyse ondan memnun ve mutlu olmandır.
Çoğu zihin şükrü, teşekkürü şöyle imgeliyor: Bir arabanın içinde seyir halindeyiz. Geçmişte bir sürü pişmanlıklar, üzüntüler var. Gidilen yer konusunda da eminlik yok, yani korku ve endişe var. Ama yine de bundan daha kötü durumda olanlar hatırlanarak söz ile şükretmek. Durumdan memnun değilsen sözün lafzı şükür olsa da manası nasıl şükür olabilir! Her şeyi bilen ve her şeyden hakkıyla haberdar olan Âlemlerin Rabbi olan Allah’ı kandıramayacağımıza göre bununla ancak kendimizi oyalarız.
Kuran-ı Kerim’de, Onlar için korku ve üzüntü yoktur. (Bakara, 62) Buyuruluyor.
Geçmişin üzüntülerinden ve geleceğin korkularından kesilmeyen eylem ihlâslı değildir. İhlâs doğmamış ve doğurulmamış bir bilinçten yansıyan eylemler için geçerlidir. “O an ne yapıyorsan basitçe onu yapmaktır.” Bu aslında hep yapmak istediğimiz bir şeydir. Mesela namaz kılıyorken sadece namaz kılmak isteriz, ya da meditasyon yapıyorken sadece meditasyon yapmak isteriz. Ancak ego kendi varlığını sadece yokuşlarda hisseder. Bu hissi kaybetmemek için de zorlukları ve acıları sever.
Bize hep Hz. Peygamber (a.s.)’ın hayatında çok acılar olduğu anlatılır. Ama buradan bizim hayatımızda ızdırap olmasının normal olduğu sonucu çıkmaz. Acı fiziksel, ızdırap zihinsel bir süreçtir. Yani ızdırap acının algılanmasıyla ilgilidir. Hz. Peygamber’in hayatında acı vardır, ama ızdırap yoktur. Siyer anlatılarında pek çok acının anlatılması, Hz. Peygamber’in bu kadar fiziksel acı yaşamasına rağmen şükür sahibi olduğunu, üzüntü ve korkunun tetiklemesi ile harekete geçmediğini vurgular. Hz. Peygamber’in şükrü, korkuların ya da arzuların şükrü değildir. Korkuların (cehennemden kaçınmanın) şükrü değildir; çünkü Cenab-ı Hak onun geçmiş ve gelecek tüm günahlarını bağışlamıştır. (Fetih, 2) Arzuların (cennetlerin) şükrü de değildir; çünkü o Güzeller güzelinin tek muradı Rabbidir.
Sufilerden Muhammed Alliyân Nesevî’nin metafizik bir görümünü anlattığı nakledilir. Buna göre; kendi boğazından tilki yavrusu gibi bir şey çıktığını görmüştür. Onun nefs olduğunu anlayarak büyük bir kin ile onu ayaklarının altına alıp çiğnemiştir ama o şey her tekme atışında daha da büyümüştür. Ona “Sana ne oluyor? Her şey sıkıntı çekmekle helak olur, sen ise daha da artıyorsun.” Dediğinde; o “Benim yaratılışım terstir. Diğer şeylere sıkıntı ve üzüntü veren bir şey bana rahat ve zevk verir; rahatlık temin eden bir şey bana meşakkat getirir.” cevabını vermiştir.
Ego zorluk sever, basitlik sevmez. Sıkıntılar ve ızdıraplar onun varlığını pekiştirir. Belki de bu egonun en usta oyunlarından biridir: Acıları ızdıraba çevirip, onlara tutunmak ve mutlu olmak istediği halde onları kesinlikle bırakmamak. Ama elmayı dalından koparıp yemekte ya da gökyüzünde bulutları izlemekte egonun tutunacağı, varlığını pekiştireceği bir şey yoktur. Bundan dolayı, kolaylıkla kendiliğinden olan şeyler egoya göre değildir. Ego mücadele ve çatışmayla beslenir; böylece hep orada durmakta olan iç huzur her seferinde ıskalanır. Kişi ise mutluluğu aramaya devam eder. Bu arananın hiç sobelenmeyeceği bir oyundur. Bu sebeple oyundan çık yani arama, bul!
Kubilay Aktaş
Kadim Bilgelik Notları


Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam83
Toplam Ziyaret27319