• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tarikkubilayaktas/
  • https://twitter.com/Aktas_Kubilay

Kubilay Aktaş ile özümüzü bulacağız

Araştırmacı- Yazar Kubilay Aktaş, Önce Vatan gazetesine "Kendini bilme- uyanma" ve farklı konulara değindiği söyleşide bulundu.

Bizler de ölüm, rüyalar, kişilerin kimlikleri ve tasavvuf adına kitaplar çıkarmış ve seminerler veren Kubilay Aktaş ile bir araya geldik. Önce Vatan Gazetemize gelerek Elif Günay’ın sorularını yanıtlayan Aktaş sizlerle...

 

Hoş geldiniz Kubilay ben. Siz kendini bilme, öz ben gerçeğine uyanma hatta buna kendini gerçekleştirmek diyorsunuz ve bu konuda seminerler veriyorsunuz. Kendini bilmek, kendini gerçekleştirmek ne demektir?

 

Hoş bulduk Elif Hanım. Aslında Evet. Bilim nesneyi, din ise özneyi bilme çalışmasıdır bir tür atölye. Bilimin sahası nesne, dinin sahası ise öznedir. Nesne gözlemlenen dışa, özne ise gözlemleyen olarak içe yöneliktir. Gözlemlenenlerin çokluğuna rağmen gözlemci tektir. Güneşin tek olmasına karşın prizmadan çıktıktan sonra 7 renge ayrışması gibi. Güneş öz beni, Prizma zihinlimizi 7 renk ise alemleri temsil ediyor. Hangi renk ile özdeşleşmişsek güneşi o renk ile biliyoruz daha doğrusu bilemiyoruz. Burada esas vahim olan güneşi tutunduğumuz renk zannetmek ve bunda iddia sahibi olup herkesi bu renge mahkum kılma çabası. Kırmızı ile yeşillerin savaşı buradan kaynaklanıyor. Kuranda nefsini ilah edineni gördün mü diye bir ayet var. Güneş benim rengimdir demek zulüm yani dengesizliği doğurur. Hâlbuki güneş olan öz renklerin, ırkların, dinlerin, cinsiyetlerin ötesinde ve her insan bu bilince gebedir. İşte dünya bir haşir yeniden doğum meydanı gibi insan kendinden kendi olan özünü doğurma sancısı içinde. Doğurabilir doğuramaya da bilir. Renkler ancak güneşin işareti olabilir ve varılması gereken hedef renk değil rengin gösterdiği kaynaktır. O zaman ilahi senfoni duyulur kolay doğum olur.

 

Güneşi bilmek bana ne fayda sağlayacak? 

 

Güneşi yani özü kendini (özneyi) bilmekle tek renkte boğulmamayı bütün renklerin birbiri ile ilişkide olduğunu görebilirim. O zaman kırmızı sadece kırmızı değil içinde yeşilin potansiyel olarak olduğu bir kırmızıdır, yeşilde sadece yeşil değil içinde kırmızını olduğu bir yeşildir.

 

Peki, rüyalara değinecek olursak. Rüyalarımda şuurumuz kayıp ediyoruz burada ne oluyor? Rüyalardan bahse eder misiniz? 

 

Rüyamızda ağaçlardan tavuk topladığımızı görsek şu anda belki şaşırırsınız ama rüya içinde bu durumu hiçte yadırgamıyoruz gayet normal gelir elma toplayacak halimiz yoktu ki diye rüya içinde tartışabiliriz bizi uyarmak isteyenlere. Rüyada sorgulamıyoruz bile.

Rüyayı rüya ve rüyayı gören (öz ben) olarak ikiye ayırabildiğimde, rüya olmayan kendi gerçeğime bir adım atmış olurum. Öz ben rüya değildir o rüyayı görendir. Bebekler ilk dönemlerinde öyledir. Çünkü egoları yoktur kendilerine bu nazarı ile bakarlar.

 

İnsan deyince ne anlamalıyız?  

 

İnsan sadece beden zihin yapısı ile örülmüş, sınırlanmış bir yapı değildir. O bu bütünlüğün özü olan saf şuurdur. İnsan kavramı nisyan unutmak kökünden gelir. Ayrıca üns yani yakınlık manasında insan kelimesinde vardır. İnsan bir boyutu ile özünü unutmakla uzaklaşmış, yabancılaşmış bir boyutu ile de özü doğurabilecek ve öz olabilecek kadar yakın. 

İnsan gözlemledikleri içinde gözlemci olan bilinci unutmuştur. İnsan ilahi tohumu kendisinde bulunduran bu varlık ağacının meyvesidir. Bu meyvenin çekirdeği şuurdur. Şuurun duyguya yansıması sevgi, aynı şuurun beden yansıması ise işte bütün evren, şuurun akla yansıması da evrensel bütüncül akıldır. Hayatın her karesi aslında bir filim ve biz kendi yaşamımız içinde hapis olmuşuz. 

Bu hapisten çıkışın yolu nedir? 

 

Önce izleyenin filim içinde kayıp olduğunu fark etmek izleyen ve filimi ayırmak sonra sinemadan çıkmak bu otomatik olur. Işık gelince karanlık otomatik kayıp olur ayrıca olmaz anında olur. Ve yeniden filime katılmak ama bu sefer sadece uykudaki izleyen olarak değil yazan, yöneten ve oyuncu olarak. O zaman hapis bile dışarının içerinin olmadığı bir kapı olur. Bu noktada insan geçmiş ve geleceğin bir kurbanı gibidir. Tarih tekerrürden ibarettir derler ya aslında insan zihin yapısı hep aynı seviyede kaldığı için etkilere hep aynı tepkileri veriyor. Geçmişi nasılsa geleceği de öyle oluyor 7 sinde ne ise 70 inde de o oluyor.

 

Bilinçaltı temizliğinden bahsediyor? Çok mu kirliyiz?

 

Bilinçaltı odadır ve o odayı düzeltmeye çalışan yine oda içinde sıkışmış zihindir. Tüm sorun onu yüzündendi aynı zihin şimdi meseleyi halletmeye çalışıyor. Esas mesele odadan çıkabilmek bu odada ışığı yakmak anlamındadır. O da ışık yoksa sorunun, hastalığın adı değişir ama kişi dönüşmediği için yeni isimdeki hastalıklar yeniden ürer. Omuz değiştirmekle tabutun yükü hafiflemez. Tabut yine omuzdadır. Hz Mevlana’nın dediği gibi sebepleri öğrenmek isteyerek delirmenin eşiğinde yaşadım çaldım Allah’ın kapısını kapı açıldı gördüm ki içeriden çalmaktaymışım. Her şey insan bilincinde gizil olarak durmakta.

 

Peki, bu noktada dua nedir?

 

Duayı sadece bir şeyleri istemek, sahip  olmaya indirgiyoruz ancak bir anlamında buluşmaktır, yaşama bilinç ve şuurdan bakabilmenin adıdır o zaman sınırlı yaşamlarımız sonsuz hayata dönüşür. Hayatın şu anki yaşantımın ötesi olduğunu o zaman anlarım. Pencereler malum gökyüzünü gösterir ama ayrıca sınırlar da. Her kişilik tipi bir penceredir. Kimisi beden, kimisi akıl kimisi de duygu penceresi ağırlıklı bakar. Ve fil hikayesini bilirsiniz fil hakkındaki fikirler baktığınız pencereye göre şekillenir. Kimi kamçı, kimi varil kimi de hançer der fil için. İnsanın zamanı ve Kuran’da tüm varlığınla Allah yönel der. Dikkat ederseniz varlığımızın özü fark ediştir, biz en temelde fark edeniz. Varoluşu fark eden olarak saf göz aslında insandır.  İşte fark edilen ancak fark edenle vardır. Bu bilince doğmak duadır. Kendinle buluşmaktır sende gizli olan Hakk’a vasıl olmaktır.  

 

Nefes çalışmaları ve bazı eğitimler veriyorsunuz burada ne gibi teknikler var?

 

Muhiddin Arabi Arif o dur ki nefeslerine dikkat eder Hak’tan aldığı nefesi temiz bir şekilde yeniden Hak verir. Her nefes alış ilahi olanı solumak her veriş ise ilahi olan ile yeniden buluşmaktır. Bu alış veriş döngüsünde dört kritik durak noktası var kişi bu noktaların izlemek ve buradan ayrılmamakla geçmişe ve geleceğe dağılmış olan zihni aşabilir o zaman zihni zekaya dönüşür.  Bıçağın bileylenmesi gibidir o noktada tam bir farkındalık feraset net görüş kazanılır. Bizim bu çalışmalar sadece nefes teknikleri değil şuuru kristalize etmek için nefesi araç olarak kullanıyoruz asıl vurgu nefese değil nefesi takip eden bilince. İşte bu izleme, takip şuurun yakıtıdır şuur buradan beslenir.  

 

Beden arınması da zannedersem önemli? 

 

Beden, düşünce, duygu bunların hepsi aynı zihin paketi içince iç içe geçmiş ögelerdir ve birbirlerini tetikler. Bedendeki bir toksin düşüncelere tesir ettiği gibi düşüncelerde duygulanımlara sebep olur. Her kas hareketi bir düşünce ile her düşünce duygu ile çalışır. Beden arınması içgüdü, beden makinasının sağlıklı çalışması için gereklidir. Bu merkezin harmonide dengede olması ile eski enerji israfı kaybı ortadan kalkar. O zaman enerji kendi içinde birikir ve bu manyetizmaya bilincin kendi üzerine inişine birikmesine araç olur. İşte beden arınması bu bilinçte olursa çok önemli yoksa sadece hastalığın karşıtı olan bir sağlıklılık hali kötünün iyisidir. Çok sağlıklı olabilirsiniz ancak özü deneyimlemedikten sonra bir şey hep eksik olacaktır. Firavunda çok sağlıklıydı. Yemek vardı ama tadı alacak olan orada yoktu. 

 

Cennet cehennem nedir? 

 

Cennet bizim bilinçlilik kendini bilmekten doğan şuur halimizi cehennem ise bilinçsizliği temsil eder. Olay sadece mekansal cennet cehennemle sınırlı değil. Doğa şimdilik bizi en iyi rehabileti edecek olan unsur olarak her zaman ki şefkati ile durmakta. Biraz sakinliğe nefese ve gökyüzüne bakmaya ihtiyacımız var. Herkes çok gergin zihinsel ve iddialı. Hüküm ile değil anlamak ile yaklaşmalı veya bir süre uzak durmalıyız. Bilinçsizlik cehennemi içinde değiliz de neredeyiz ki. Suç ateşin değil onu kullanan bilincindir. Dünya cehennem de olabilir cennette. 

 

Bu çok zor değil mi?

 

Herkes kendi kapısını önünü temizlese ve sadece önündeki işle meşgul olsa bir nebze olsun rahatlayabiliriz. Ancak zihin dış odaklı, kişi, gıybet, zan, hüküm ve yargı odaklıdır. Halbuki tüm dış mevcut için yansıması. Kötüleyen kötüdür manasında bir hadis var. Yaşamınızın sonuçları içinizin sebepleridir. Sen evde isen evde ışık yanıyordur o zaman oraya hırsız girmeyi düşünmez bile. Biz kendi evimizi hariç her yerdeyiz. hırsızlar talan edince de niye eve girdiler diye vaveyla ediyoruz. Evde olmak kendinin efendisi olmaktır. İbrahim tek başına ümmetti bütün potansiyellerini aktive etmek için sen buraya geldin. 

 

Kişilerin haritalarına özel subliminal çalışmalar yaptığınızı biliyoruz. Nasıl oluyor bu çalışmalar?

 

Kişilerin haritalarında baskın olan niteliklerin ve bunların dengelenmesi noktasında varlık okumaları yapıldıktan sonra bunu destekleyen yıldız ve gezegen sesleri altına yerleştirdiğimiz özel esma ve terkipler ile içsel şifa ve dönüşüm noktasına yardımcı olacak uygulamaları yapıyoruz. 

 

Haritalarımız çok önemli değil mi? 

 

Parmak izimiz gibidir. Bir kürelerin müziği kitabında bunu tüm detayları ile anlattık. 

 

Kitaplarınızdan çok kısa bahseder misiniz?

 

İlk kitabımız ‘Kuran Terapisi’ idi, ‘Simya’ kitabı kuranda şifa sırlarını anlatıyor. ‘Celcelutiye’ sufilerin saklı hazinesi ile özel bir dua var ona işaret etmekte. ‘Hayalin mucizesi’ kitabı içinde 60’a yakın uygulama olan bir teknik kitabı ve ‘Kürelerin Müziği’ ise astroloji ve ilimi nücüm üzerinde durmakta. 

 

Gizli Telkinle ‘Kuran Terapisi’ isimin deki kitabınızdan biraz başlayalım istiyorum. Bu kitapta subliminal mesajlardan bahsediyorsunuz. Bilinçaltını programlamak, nedir bu?

 

İnsan şimdiki hali ile programlanabilir bir robottur. İyiye de programlanabilir kötüye de. Bence ikisi de sorun. Çünkü seçimleri bilinçten, şuurdan değil programdan kaynaklanıyor. Hoş pozitif anlamda da kullanılabilir ancak yine seçim yapan bu sefer pozitif program olur. 

Düşün ki kan değerlerim bir değişiyor sinirliyim yine bir değişiyor mutluyum mutluluğum tamamı ile şarta bağlı. Pozitif negatifi negatifte pozitifi etkiyor. Daimi mutluluk kan değerlerine bağlı değildir. Bu hep mutlusun anlamında değil depresyondayken de mutlusun anlamında bunu anlamak güç. İbrahim’in girdiği ateş tarafından yanmaması gibi. Bilinç hepsinin ötesinde. Lütfunda hoş kahrında hoş.

 

‘Tasavvuf Astrolojisi’ kitabınız var Hz. İnsan ve Astroloji? Hz İnsan nedir? 

 

Tohum, ağaç, meyve ve meyve içindeki çekirdek. İlk üçlünün dördüncüsü meyve içindeki çekirdek kritik nokta işte Hz İnsan bu. Tohum Allah’ı, ağaç evrenleri meyve ise insanı temsil eder. Kim ki kendi meyveliği içinde şuuru çekirdeği buldu işte o Hz. İnsan dediğimiz şartların zamanın ve mekanın kendisine dokunmadığı ruh bilincine yükseldi. Uzak doğuda buna kutsal insan derler ve her insan bu kutsallığın potansiyelidir. Bu bir kişiye ait değil tüm insanların potansiyelidir. Kutsal demek dokunulmamış zamanı mekanı aşan anlamındadır. Yunus misali 7 rengi bir bilendir. Şefkat illa ki başını okşa anlamında değildir. Bazen o şefkat celali icap ettirir. Hatta imamı gazali geçmiş kavimlerin başına gelen helak olayları onlar için rahmetti çünkü küfür hallerine son verdi der. O gazap onlara rahmettir onları daha büyük yanlışlardan döndürdü. Kangren olmuş kolu kesmek şefkattendir. Onun iyiliği zayıflığından değil kötü güçleri kullanabilecek güçte olsa da yine iyi olandır bu erdemdir. Yoksa birilerinin iyiliği gibi değil. Onların iyilikleri güçleri olmamasından kaynaklanıyor güçleri olsa belki kötülerden daha kötü olacaklar. 

 

Gezegenlerin insan üzerine etkisi var mı?

 

Aslında her şeyin var az önce içtiğimiz çay bile hatta hava zerrelerindeki düşünce paketçikleri bile bize tesir ediyor. Beyin bir sn. 400 milyar bit bilgi alıyor biz sadece 2 bin tanesini fark ediyoruz. Gerisi ne oldu yok mu oldu hayır. Muhiddin Arabi bu gezegenleri evrendeki icraatın gerçekleşmesi noktasında iş gören elçilikler çarklar hükmünde görür. Hatta Allah dünya, cennet ve cehenneme dair tüm işlerini yıldızlar aracılığı ile görür Adn Cennetleri bundan müstesnadır der. 

Bu anlamı ile doğum haritalarımız kendini gerçekleştirme yolcusu olan insanın yol haritası gibidir. Harita beni götürmeyecek ben harita aracılığı ile gideceğim vurgu yine burada haritaya değil. Yolu bilmenin binlerce yolu var ama gökyüzü bu noktada makro mikronun aynasındır hükmünce buradan da okunabilir insan manası. Ve her insan ayrı bir mana ama özünde aynı olan tek hakikattir.

 

Bu güzel bilgiler için çok teşekkür ederim Kubilay Bey okuyucularımızın çok keyif alacağı bir röportaj oldu. Tekrar görüşmek üzere…

 

Ben de teşekkür ederim Elif Hanım. Siz ve ekibinizle tanışmak çok keyifliydi. Okuyucuların nezlinde tüm insanların kendi özünü dediğimiz evrensel şuura ulaşmasını ve doğa,bilinç, insan buluşmasının tamamlanmasını diliyorum. Sizlere de iyi çalışmalar.



Röportaj: Elif GÜNAY
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam83
Toplam Ziyaret27319