• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tarikkubilayaktas/
  • https://twitter.com/Aktas_Kubilay

Rubûbiyet (Astroloji) ve Ulûhiyet (Hz. İnsan)

Rubûbiyet dairesi, etki-tepki yasasına göre işleyen kozmik bir prensipler sistemidir. Uykudaki insan bu etkilere belirlenmiş, otomatik tepkiler verirken; insan-ı kâmil farkındalıklı eylem içindedir.

Bu onun, ulûhiyet noktasındaki bilincinden kaynaklanır. Ulûhiyet, bilinci dönüştürücüdür ve etkileri, kendisinin ve bütünün hayrına olacak şekilde faydalılığa yönlendirir.

Hz. İnsan bir kişi değil, “Muhammedi Şuur”dur. Muhammedi Şuur, bir kişilik değil; ferd olma, yetkinlik ve kemalattır. Kim bu şuura ulaşırsa, tüm kozmik etkilerin üstünde bir kudret sahibi olur.

Yıldızlar bize etki eder; bu kesin ve açıktır. Ancak o etkiyi belirleyecek unsur, bilinç seviyemizdir. Etki yıldızlardan, farkındalıklı eylem ise bilinçten yükselir. Kâinatın fihristi olmamız hasebi ile zerreden yıldızlara, oradan Kehkeşanlara kadar her şey ile derin bir etkileşim içindeyiz.

İnsan bu kozmik ağ içinde etkileşim (rubûbiyet) ile gelişir. Ancak yıldızlardan gelen etkileri, kendisini sınırlayan tepkiye göre mi, yoksa genişleten, yükselten eyleme göre mi değerlendirir; bu ondaki Hakk bilince bağlıdır. İlm-i nücûm, üzerimizdeki kozmik etki ve tetiklemelerin işaretlerini ve bu işaretlerin niteliğini semboller yolu ile haber verir.

Rubûbiyet dairesi, beden-zihin-evren yapımızla alakalıdır. Ulûhiyet dairesi ise, bilinç ve saf şuurdur. Astroloji, rubûbiyet dairesinde iş görür. Hz. İnsan ise ulûhiyet bilinci ile rubûbiyet’e dair varlık okuması yapar ve bunları yönlendirir.

Astroloji ilmi; insanın “Hz. İnsan” olma bilincine doğru evrilmesi, kendini tanıması noktasında sırlı bilgiler sunar. Ancak bu bilgileri farkındalıklı eylem ile uygulayacak olan, kişinin bizatihi kendisidir.

Yıldızlar sadece işaret edebilir. “Ashabım yıldızlar gibidir; hangisine uyarsanız doğruyu bulursunuz!” hadisince, mürşit sadece gökyüzünü gösterebilir. Oradaki yıldızları görecek olan, yine kişinin kendisidir. Mürşit çiçeği burnunun ucuna kadar getirebilir; ancak kokuyu sen alacaksın! Yani kimse senin yerine yemek yiyemez ve kimse senin yerine sevemez. Evren sunar; sen alırsın veya almazsın…

Doğum haritamız; yeti ve potansiyellerimizi gösteren, keşfedilmeyi bekleyen küçük bir levh-i mahfuz gibidir. DNA’mızda nasıl ki biyolojik tasarımımız vardır; doğum haritamızda DNA’yı da kapsayan kozmik tasarımımız mevcuttur.

Beden-zihin ve süptil boyutlardaki mevcut durumumuzu, zayıf ve güçlü noktalarımızı, etki-tepki mekanizmamızdaki tecrübelerimizi doğum haritamızdan okuyabiliriz. Ancak bu tohumları-frekansları avantaj ve dezavantaja çevirecek olan da yine bizim irademizdir. İnsan, sorumludur…

Rubûbiyet sisteminin kurulmasından amaç; vecd (ilahi olan ile buluşma) denilen mistik deneyim bilinci ile bu icraatları izlemek ve şükür etmektir. Varlığın nihayeti şükürdür, ruhani lezzettir. Göklerin ve yerin kurulmasından maksat ise, bu şuurun çiçeklenmesi ve şükür meyvesini vermesidir. Kozmik etkiler altında evrilen insan, Hz. İnsan bilincine gebedir.

Her bir küre-yıldız-gezegen, Esmâü’l-Hüsnâ’yı melekût âleminde temsil eder. Kadere (rubûbiyet), yaratıma dair icraatların en köklü ve güçlü etkileri semadan gelir; yani gönderilir. Kozmos insan-ı kâmil’in bedenini, kozmostaki denge ise insan-ı kâmil’in bilincini temsil eder.

Cenab-ı Hakk, kozmosdaki icraatları insan-ı kâmil’in eline vermiş ve o bilincin aracılığı ile de âlemleri yaratmıştır. İnsan-ı kâmil, Hz. İnsan dediğimiz “Muhammedi bilinç”tir ve her dairede etken faktör, bu şuurdur. Hz. İnsan Allah’ın İsm-i Azam’ıdır. “Ey habibim! Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım!” manası tefekkür edilebilir.

Makro (Hz. İnsan) ve mikro (evren) kozmos, bir hükümetin ayrı gibi görünen iki memleketi gibidir. Ayrı gibi görünür, ancak derinde birdir. Birdir ve birbiri ile derin bir organik bağ içindedir. İlm-i nücûm; kozmos ve insan arasındaki etkileşim sistemini tarif eder. Bilincin gelişim aşamalarını izlediğimiz sahne, semavat planıdır. Her insanın semavi âlemdeki görünümü ve gelişim yolu farklıdır.

Yıldızlardan gelen kozmik tohumlar insanı döller ve insan ancak iradesi ile buradan ruh çocuğunu doğurur! Tekâmülümüz adına kozmostan ilahi plan çerçevesinde gönderilen bu tohumlar, frekanslar tesadüfen değil; mutlak bir hikmet ve tasarruf üzere gelir. İnsan ise bunları ya değerlendirir ya da ıskalar. Müspet veya menfi etki gelmez. Sadece etki gelir. O etkiyi değerlendirecek, müspet veya menfi yapacak olan, kişinin tepkisidir.

Şurası kesin ki; hakikatte her şey hayr üzere gelir. Geçmiş kavimlere gelen helak etkisi bile; onların kendi küfür hallerine son vermeleri noktasında yine hayrdır. Ateş bir etki, bıçak bir etkidir. Bunun nasıl değerlendirileceği ise kişinin bilinç seviyesine bağlıdır.

Astroloji, yıldız ve gezegenlerin 7 nefs ve 5 âlem mertebemizdeki etkileri ve bu aracılıkla tekâmül yolumuzu bilme, yani kendini bilme ilmidir. Astroloji, tespit ve teşhis yapar; tedavi etmez. Tedavi ve telkin; ancak marifetullah ve marifetullaha götürücü ibadet ile, yani ilim ve dua iledir. Tohumu bilmek yetmez, onun ekilmesi ve devamında bakımı gereklidir. “Öyle mü’minlerdir ki; iman eder ve sâlih amel işlerler!” manası tefekkür edilebilir.

Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam83
Toplam Ziyaret27319