• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tarikkubilayaktas/
  • https://twitter.com/Aktas_Kubilay

İdris Nebi’nin Yıldız Seyahatleri

öklerden ve yerden murat, Hz. İnsan’dır. Eğer insan bu iki âlemi, yani iki eli birler ise; o ellerden çıkan sesi duyabilir. Ve bu, ancak Hakk’ın bestesidir. Kürelerin müzikleri Hakk’ı zikreden meleklerin sesidir. Ve bir zatın dediği gibi; âlem, Tanrı’nın şarkısıdır. O’nun sesinden, kelamından başka kelam yoktur.

“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tesbih ederler. Her şey O’nu hamd ile tesbih eder. Ancak, siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, Halîmdir; çok bağışlayandır…” İsrâ Suresi, 44

Önce kelam vardı; İncil…

“Ol!”der oluverir; Kur’an…

O açıdan evren, 7 temel gezegenin notasından oluşan aşkın bir müziktir. 5 tane de ara nota vardır, bunların toplamı 12’dir.

7 nefis mertebesi (Emmâre, Levvâme, Mülhime, Mutmainne, Râziye, Marziye, Sâfiye)

5 tane de âlem (Lâhut, Ceberrut, Melekût, Misal, Şehâdet)

İşte bu seslerin müziği, armonisi ile kapılar açılır. Bu müzik, bu ses onu bu âlemlerde tasarruf sahibi yapar; ki Hermes (İdris a.s.) bu ses ile, bu kelâm ile bütün menzilleri gördü ve oraları bize anlattı.

Hz. İnsan’ın iradesi ile yaratılan evrendeki bu yıldızlar ve gezegenler, duraklar, somutlaşmalar; iradenin kudrete dönüşümüdür. Ve bu ilişkide, yani irade ve kudret ilişkisinde sonsuzluk ilmi serimlenir; ki bu âlemlerin bilgisidir.

“Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım.” kudsî hadisi, burada tefekkür edilebilir. Yani Muhammedî irade, eğer Elest Bezmi diye ifade edilen, o zaman ve mekân ötesi boyutta “Ben sizin Rabb’iniz değil miyim?” hitabına “Evet” demeseydi; o zaman âlemler yaratılmayacak, bu felekler olmayacaktı. 

Tüm âlem tek bir noktada ve mutlak dengede iken, yani yoklukta iken; birden bir ses işitildi. Hep olan sesi bir süre sonra duymazsın, vardır ama yok gibidir. İşte tüm ruhlar, böyle bir atâlet içinde iken birden bambaşka bir ses tecellisi ile irkildiler…

O ses “Ben sizin Rabb’iniz değil miyim?” diyordu. Orada sadece kendini bilen aydınlanmış bilinçler, “Evet, sen bizim Rabb’imizsin!” dedi. Yani gelen o etki, içinde kendisini eritti. Ve âlemler onun nûrundan, o eriyişin nûrundan oldu.

Demek ki insan; ilim ve salih amel ile, evrensel yasa ile uyumu ölçüsünde, bilinci ile yeni âlemleri varoluşa getirebilecektir. Bu, ilahi yasadır.

Arz, fizik realitemiz ve duyularımıza hitâb eden âlemleri temsil eder! Semalar ise sezgi ve ilahi bilincimizi temsil eder. Dolayısı ile sema, gök, uzay demek değil, “bilinç ve uyanmak demektir. Zaten esma kavramı ile sema kavramı aynı kökten gelir. Arz ise sadece bu yaşadığımız yerküre, Dünya değil; maddi, somut (gezegen ve yıldızlar da dâhil), fiziksel gerçeklik demektir.

Bizler zikrimiz ve tefekkürümüz nispetinde melekler üretiriz. Melekler Hz. İnsan’nın nûrundan beslenir. İnsan bu anlamı ile, sanki bir melek merkezidir.

İnsan her an düşüncesi ile uzayda (boşlukta) kendisi adına ya cennetler ya da cehennemlerin tohumlarını eker. Bu, istese de istemese de her an olmaktadır.

Gökler ve yer, bir memleketin iki hükümeti gibidir.

Gökler âlemi; çokluk içindeki birliği yaşadığımız tevhid âlemidir. Gökler daha çok idrak ile ilgilidir, sezgiler dünyasıdır. Yer ise sezginin, meleklerin konumlandığı maddesel yapıdır.

Tıpkı Âdem ve Havvâ kavramları gibi! Âdem ruh anlamındadır. Havvâ ise heva, nefis anlamındadır. Dolayısı ile her insan; kadın olsun, erkek olsun, ruhu itibarı ile Âdem’dir (semâvî)… Yine aynı şekilde her insan; kadın olsun, erkek olsun, nefsi itibarı ile de Havvâ’dır (arzî)… Ondan dolayı Âdem’e ruh üflenmiş, Havvâ ise onun kaburga kemiğinden yaratılmıştır; ki bu kemik, yine Sirius (Şira)ile bağlıdır. Tıpkı DNA bilgilerimizin orası ile bağlı olması gibi.

Her âlem (gezegen, yıldız vs.) maddesi itibarı ile arzdır; ancak arzların, kürelerin harmonisi ile dengeye gelişi ise semadır, semâvidir.

Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam83
Toplam Ziyaret27319