• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tarikkubilayaktas/
  • https://twitter.com/Aktas_Kubilay

Simya Uygulamaları (1)

Güzelce ve sakince bir abdest al. Suyu hisset bedenine dokunurken; ezbere değil! Yavaş ve ağır ol. Bu çalışmalara girerken mutlaka yavaşla...Önce dinginleş ve abdestli ol. Sonra sukûnetlice, hiç acele etmeden iki rekat namaz kıl ve seccedede otur. Bu arada seccaden mümkünse koyun postu olsun. Tam iyonize olsun. Ona dokunmak seni nötrler.

Otur ve etrafını Ayet'el Kürsi ile çevir. Bu seni rahatlatır, güven verir. Hatta burun deliklerine hafif gül kokusu sürebilirsin...Şimdi biraz nefesine odaklan; basitçe nefes al, nefes ver. Hiçbir şey yapmıyorsun, sadece nefes alıp nefes veriyorsun.

5-10 dakika nefes al, nefes ver. Nasıl alıyorsan öyle alıyorsun, öyle veriyorsun. Nefese bir şey ekleme ve ondan bir şey çıkarma. Sadece al, ver; onu izle! Buna şükret. Nefes alıp vermeye şükret...

Hazır hissettiğinde yavaş yavaş, ne çok yüksek ne de alçak bir sesle, 25 'Estağfirullah' ile 111 salâvat getir. Salâvatlara devam ettikçe gözlerini kapat ve yine devam et! Salâvatların bir merdiven gibi semâya yükseldiğini hayâl et! Bittiğinde merdiven tamamlandığında; bir ışığın, o merdivenin tepesinden yavaş yavaş sana doğru geldiğini, Cebrâil'in sana yaklaştığını hisset.

Hz. Cebrâil iniyor! Elinde altın bir kap ile, o salâvatlardan yapılmış merdiven ile yavaş yavaş yanına geliyor. Ve sende derin bir güven ve teslimiyet var. Tam yanına geldiğinde ve sen onu hissettiğinde, elini göğüs bölgene sokuyor, kalbini alıyor ve bu kabın içinde yıkıyor.

Aranızda hiç konuşma yok. Tüm kıvrımlarına kadar yıkıyor kalbini, sonrada beynini. Bu arada sen kalbindeki kirleri ve oraya saplanmış okları görüyorsun; hepsinin neler olduğunu anlıyorsun. Ayrıca hepsinden özgürleştiğini de biliyorsun! Bu arınma senin için. Artık bir daha o tür olaylara ve oyunlara düşmemek üzere kurtulduğunu görüyorsun. Tüm oklar ve kirler senden tek tek gideriliyor.

Bu ikisinin, kalbinin ve beyninin arınması ile bedenindeki tüm blokajlar açılıyor. Bedenin gevşiyor ve Cebrâil seni bedensel olarak yukarı alemlere çıkarmak için hazırlıyor. İncelikli enerji akışını hissediyorsun. Bu tüm bedenini kapsıyor ve bu incelikli enerjiyi hissettikçe, o merdiven daha da genişliyor ve seni yukarıya doğru çekiyor. 111 basamaklı merdiven, İsrâ Sûresi'nin 111 âyeti gibi seni 'Mirac'a, yükselişe, Hz.Muhammed'in (a.s) yanına hazırlıyor.

Merdivenlerden Cebrâil ile birlikte, üzerine giydirdiği o güzel cennet elbisesi süzülüyor ve bir kapıya geliyorsun! Altından işlemeli, büyükçe, ışıl ışıl parlayan bir kapı! Bu kapının tam önündesin. Başını kaldırıyorsun ancak büyüklüğünü tahmin etmek zor. Kapıya bakıyorsun, neredeyse gözlerin kamaşacak.

Cebrâil yanında olduğu için kapının açılmayacağını düşünmüyorsun bile. Ve gerçekten bu çift kanatlı kapı içeriye doğru 'Bismillah' ile açılıyor. Kapı açıldıkça içeriden çok yüksek, bembeyaz bir nur sızıyor ve kapı açıldıkça daha da güçleniyor.

Kapı tam olarak açıldığında, nur hiçbir şeyi göstermez oluyor! Her taraf nur ile kaplandı ve kapı dâhi görünmüyor. Sen yoksun, her taraf saf nur ve sen bu nurun tam içindesin! Sonra yavaş yavaş nur ,yerini silûetlere ve renkli renkli kuşların uçuşması ile çocuk seslerine, gülen ve mutluluktan süzülürcesine akan, dans eden, çok mutlu insanların olduğu bir yere bırakıyor. İçerideki herkes inanılmaz mutlu; herkeste tebessüm var. Gözler ışıl ışıl ve derin bir selâm hali hakim, her yere...

Sen de selâm veriyor ve alıyorsun. Selâm, selâm, selâm...
Sonrada karşıda kurulmuş büyük bir sofrayı fark ediyorsun. Orada büyük, uzunca bir sofra var! O tarafa yöneliyorsun ve sofraya yaklaştıkça, etrafında bir çok büyük zâtların, oturmuş sohbet ettiğini görüyorsun.
Sohbet ediyorlar, gülüyorlar ve yemek yiyorlar. Hepsi birbirinden haşmetli, yüce, yakışıklı ve güzel elbiseli bu zâtların peygamberler olduğunu anlıyorsun. İsa (a.s), Musa (a.s), Yakup (a.s), Harun (a.s.), Süleyman (a.s.)...
Bütün aydınlanmışlar ve Peygamberler! Çok kalabalık.

Öyle bir sofra ki, masanın üzeri daha önce hiç görmediğin, ancak dünyadakine benzer nimetlerle donatılmış ve nurdan hâleler ile birbirinden güzel kadınlar ve erkekler havada uçuşarak bu sofraya hizmet ediyorlar. Herkes birbiri ile sohbet ediyor.

Bu sofra, 'Maide Sofrası' ve bu sofranın başında da alemlere rahmet Muhammed Mustafa (a.s) oturmuş. Yüzünde hoş bir tebessüm ile sana bakıyor. Sanki 'Nerede Kaldın?' Der gibi ve sen hemen yanına gidiyor, ona doğru çekiliyorsun.
Yanındaki sandalyeye seni oturtuyor. Sen sevinçten ağlıyorsun ve ağlamana izin veriyor. Bu arada bu olayı sadece sen ve Hz. Peygamber (a.s.) biliyor. Bu olaylar herkesten gizli! Tüm yanlışlıklarından pişmanlık duyuyorsun, tüm hataların nereden kaynaklandığını, neden olduğunu anlıyorsun.

Agladıkça hafifliyorsun. Gözyaşların, tebessümlerin, mutluluğun; seni ruhsal olarak arındırıyor. Cebrâil bedenini arındırmıştı, Muhammed (a.s.) ise ruhunu yıkıyor.

Bu ruh halin kendi içinde akarken sukûnet buluyor, yavaş yavaş ortama alışıyorsun. Peygamber (a.s.) ayağa kalkıyor ve tüm peygamberlerde büyük bir saygı, sukûnet oluşuyor. Ayrıca büyük bir merak ve sevgiyle, Hz. Peygamber'in (a.s.) ne diyeceğine dikkat kesiliyorlar! Hepsinin gözlerinin içi gülüyor. Tıpkı Hz. Peygamber ( a.s.) gibi...

Ve sonra senin adını söylüyor; Bu kişi benim ümmetimden, benim kardeşimdir. Allah'a olan muhabbeti, 'öz'e kendine olan sevgisi ve saygısı, onu buraya getirdi! diyor. Bu konuşma ile sana derin bir güven bir sekine duygusu geliyor. Peygamber'in (a.s) senin hakkında konuşmasıyla, sen iç rehberinin saf sesini hissetmeye, onu duymaya başlıyorsun ve Hz. Muhammed (a.s), seni tüm peygamberlerle göz göze tanıştırıyor. Hepsi seni zaten tanıyor; ancak sen onları tanımıyordun.

Hepsi sıcak bir tebessüm ve memnuniyetlerini gösterip, o gülen güzel gözleriyle sana yüksek nazarlarını gönderirken; sanki onlardaki sıfatlar, bilgiler, bir nur şeklimde sana akıyor. Ve sen onlarla tanışdıkça sanki onlardanmışsın, zaten hep oradaymışsın gibi hissetmeye başlıyorsun. İçine derin bir güven, huzur, bilgelik ve sekine geliyor.

Muhammed (a.s) sendeki bu halden çok memnun oluyor. Peygamberlerden sana olan aktarım, tanışma tamamlanıyor ve sen, Hz.Muhammed'e bakıyorsun. Göz göze geliyorsun; onun gözlerinden akan nûr ile, kalbinin derinliklerinde yanan ilahi aşk ateşini hissediyorsun.

Şimdi sofradasın, 'Maide Sofrası'nda...
Burada ye, iç, gözün aydın olsun! Süreç böyle devam ederken; birdenbire dünyadaki yaşamına, haline, yaptığın yanlışlıklara bakıyorsun. Oradaki karanlıklara, girdaplı, çalkantılı yaşamını izliyorsun. Biliyorsun ki; oradaki hayatın, ancak buradaki nur ve anlayış ile düzelebilir! Ve gerçektende öyle oluyor...

Dışarıdan kendini izliyorsun, dünyadaki haline bakıyorsun; ancak bir ayağın burada. Ve bu 'Maide Sofrası' ndan bu cennet mekândan oraya, kendine, bedenine bir yol buluyorsun! Dünyadaki kendin ile buradaki beni bağlıyor ve nur gönderiyorsun! Burada almış olduğun nurla iniyor ve şunu fark ediyorsun ki; artık aynı yanlışları, hataları yapmayacaksın.

Cebrâil, seni bu dünya boyutlarına tekrar indirdi. Ve şu anda bedenindesin! Ancak eski sen olarak değil; orada doymuş, dinlenmiş, yanlış ve hatalarının affedilmiş olduğunu, kendinle barışmış olduğunu bilerek.

Bu şekilde seccadeye uzanıyor ve kendine büyük bir şefkatle sarılıyorsun. Bu sırra ve Hz. Peygamber'e (a.s) bakarken aldığın o nazara sahip çık! Bir boyutunun hep orada olduğunu bil! Ve oraya yükselmek için bu bab senin kapın, salâvatlar ise merdivenin olsun.

"İkincisinde onun yarattıklarının en hayılısı olan Muhammed'e salavat getirdin. O Muhammed ki, dünyadaki bütün delâlet ve yanlışlıklar onunla giderilmiştir." (Celcelûtiye- 2. Bab )

Kubilay Aktaş
Hayalin Mucizesi

Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam83
Toplam Ziyaret27319